17 Eylül 2014 Çarşamba

Sonbahar Yayını



Yazmayı ihmal ettiğim bu 3 ay içinde dopdolu ve sıcak bir yaz daha geçiverdi.
Neler mi yaptım…
İşte fotoğraflarla kısa kısa…







Hayır, Hayır... Uzakdoğuya gitmedim. Burası Grüneburgpark, Haziran'da birkaç günlüğüne Frankfurt'u ziyaret etme şansım oldu. Ve kaldığımız evin çok yakınındaki bu parka resmen bayıldık. Tabii bu güzel fırsatı kaçırmadım, bende bu huzur dolu yerde yoga yaptım.





Burası Frankfurt'a 1 saat uzaklıkta olan Heidelberg şehri. Neckar nehrinin iki yanına yemyeşil dağların eteklerine kurulmuş. Kalesi ile de ünlü olan bu şehir tarihi dokusunu da korumaya devam ediyor.


  Ve beklenen sergi..





Burası daaa Halkidiki... Selanik'in güneyinde parmak şeklinde uzanan 3 adet yarımadadan meydana geliyor. Mavinin ve yeşilin bir çok tonunu bulabilirsiniz. Denizi, yeşili ve  yemekleri ile bize çok güzel bir hafta geçirten bu yeri başka bir zaman daha detaylı anlatmayı umuyorum.
  

Gelelim bugüne…
Eylül benim için de birçok kişi gibi yuvaya dönüş. Sabahların serinliği giderek artarken benim de içimi bir huzur kaplar. O nedenle çok severim ceketlerimi ve rengarenk şallarımı.
Yazın miskinliği sıyrılır yavaşça ve üşendiğim ne kadar şey varsa, daha bir keyifli hale gelir.

Bu sene ise sonbahara herzamankinden daha da hızlı ve heyecanlı başladım.

Neden mi?

Çünkü bu haftasonu sabırsızlıkla beklediğim 200 saatlik Hatha Yoga Eğitmenlik programı başlıyor.





Tatil dönüşünde 3 haftadır kendimi yoga pratiklerine adamış durumdayım. Hem tatilin verdiği rehaveti bir an önce atabilmek hem de bütün yaz beklediğim TT'ye (Teachers Training) kendimi daha hazır hissedebilmek için. İşte gün geldi çattı bu cumartesi (20 Eylül) başlıyoruz. Bundan sonra haftasonlarım yoga ile dopdolu geçecek. 

Sonunda eğitmen olmak isteyecek miyim bil(m)iyorum. Amacım daha çok pratiğimi derinleştirmek ve kendimi eğitmek öncelikle. Geçen kasım ayında başlayan bu deneyim bana kendimle ilgili daha öğrenek çook şey olduğunu öğretiyor.





10 Haziran 2014 Salı

Today, not tomorrow

Alnımdan ve yanaklarımdan matıma süzülen ter damlaları giderek artıyordu. Dingin, sessiz ve nefes alış verişlerimle matın üzerinde akarken bir cümle aniden tüm bu ahengi bozdu.

“Today, not tomorrow”

Bana söylenmiş bir söz değildi, hatta biraz da sitemkâr geliyordu kulağa. Çabasızlıktan şikâyet ediyor gibiydi. Bense akışı tamamlayana kadar aklımdan tekrar edip durdum aynı cümleyi.  Bana bir şey söylemeye çalışıyor gibiydi.

İşte tüm bu okuduklarınızı ve okuyacaklarınızı yazma isteğini canlandıran da bu cümle ve arkasından uzun uzun düşündüklerim oldu. Her an zamansızlıktan yakınan ben, dinlenecek, yavaşlayacak bir zaman aramak yerine, ileride yap(a)madığıma pişman olacağım şeyleri artık hayata geçirmeye karar verdim.

Bu bloğu yaratma fikri de, kafamda uçuşan diğer fikirler gibi bir süredir aklımın bir köşesinde idi. Ama bugün artık sadece bir fikir olmaktan çıkıp gerçek oldu.

Yazdıklarım tamamen şahsi fikir ve yorumlarımı içermektedir. İçeriğinde bolca kitap, yoga, sinema, seyahat ve yemek bulabileceğiniz yazırlarımda hayata dair pek çok detayı paylaşmak dileğiyle...